Simeranyada, yapı olarak pek çok farklı sanat türünü, fikir hareketini içerisinde barındıran bir yapıdır. Çocuklarımızın hatta gençlerimizin bazı durumlara özgü hikâyelere ilgisinin olduğunu fark ettik. Bu ilginin bir sebebinin de ödevler olduğunun elbette farkındayız. Bu şekildeki içeriklerimizde maksadımız ödevler için kopyala yapıştır yapmak değil. Simeranyada üzerinde bu içerikleri Google’da aratarak bulmak kolay olacağından ödevde kullanılması halinde öğretmenin bunu anlaması zor olmayacaktır. Maksadımız öğrenci kardeşlerimiz eğer bu içeriğe ödev için ulaştıysa onlar da fikir edinsinler. Hikâye okumak hoşuna gidenler için ise hoş, kısa dostluk ile ilgili hikâye örneği sunmuş olalım. Keyifli okumalar, sizin de hikâyeniz varsa, bize gönderebilirsiniz. Seve seve yayınlayacağımızdan şüpheniz olmasın.
Dostluk ile İlgili Hikâye: Sadık Dost
Bundan yıllar önce, Anadolu’nun bir kasabasında iki genç yaşardı: Hasan ve Yusuf. Küçüklüklerinden beri birbirlerinden hiç ayrılmaz, her şeyi birlikte yaparlardı. Hasan, medreseye gidip ilim tahsil ederken, Yusuf babasının yanında çarşıda esnaflık öğrenirdi. İkisi de farklı yollar seçmiş olsalar da dostlukları hiçbir zaman sarsılmamıştı.
Bir gün, kasabaya uzak bir köyden bir adam geldi. Çarşı meydanında toplanan halka seslendi:
“Ey ahali! Bize yardım edecek cesur birini arıyoruz. Köyümüzün yakınlarında bir mağara var, içinden garip sesler geliyor ve kimse yaklaşmaya cesaret edemiyor. İçinde ne olduğu bilinmiyor ama halk korkudan tarlalarına bile gidemiyor.”
Hasan ve Yusuf, halkın tereddüt ettiğini görünce birbirlerine baktılar. Yusuf heyecanla, “Bu iş tam da bize göre!” dedi. Hasan ise temkinliydi:
“Belki bir hikmeti vardır, önce istişare edelim.”
Ertesi sabah, yola koyuldular. Uzun bir yolculuktan sonra köye vardılar. Köylüler onları mağaranın önüne kadar götürdü, ama yaklaşmaya cesaret edemediler. Hasan ve Yusuf ise birbirlerine güvenerek içeri girdiler.
Mağaranın içinde karanlık ve sessizlik hâkimdi. Yavaş yavaş ilerlerken bir köşeden inlemeye benzer bir ses duydular. Yusuf kılıcını çekerken, Hasan elini omzuna koyup, “Sabırlı ol, belki bir insan vardır” dedi.
Sesin geldiği yere vardıklarında karşılarına yaşlı, bitkin bir derviş çıktı. Derviş gözlerini açıp fısıldadı:
“Evlatlarım, Allah sizi buraya iyilik için gönderdi. Günlerdir burada mahsurum. Yolda kayboldum ve mağarada aç susuz kaldım. Beni buradan kurtarın.”

Hasan ve Yusuf hemen dervişi omuzlarına aldılar ve mağaradan çıkardılar. Köylüler onları zaferle bekliyordu, ancak gerçeği duyunca daha da hayrete düştüler. Korktukları şeyin bir insan olduğu ve onu yalnız bıraktıkları için utanç duyduklarını dile getirdiler.
Derviş ise Hasan ve Yusuf’a dönerek dedi ki:
“Sizin dostluğunuz, gerçek dostluk. Biriniz ilimle, biriniz cesaretle hareket ettiniz ama birbirinizin sözünü dinlemeyi de bildiniz. Allah böyle dostlukları daim kılsın.”
O günden sonra Hasan ve Yusuf’un dostluğu sadece kasabalarında değil, tüm çevrede örnek gösterildi. Birlikte iyilik yapmanın ve birbirine güvenmenin ne kadar kıymetli olduğunu herkese gösterdiler.
Hikâyeden Çıkarılacak Ders
Dostluk için gerekli olanın birbirini dinlemek, birbirini tamamlamak, birlik olup hareket etmek olduğunu anlayabiliriz. Sosyal statü, maddi gelir vesaire gibi konular dostluğu sağlayan veya sürdüren şeyler değildir. Dostluk birbirini anlamak, birbirini dinlemek ve yeri geldiğinde bir olmak birlik olmaktan geçer. Umarım her birimiz böyle bir dost sahibiyizdir, değilsek de inşallah kısa süre içerisinde böyle bir dosta kavuşuruz.
Bizi instagram üzerinden de takip edebilirsiniz.