Bazı filmler vardır, bittiğinde yalnızca güzel vakit geçirdiğinizi düşünürsünüz. Bazıları ise son sahnesinden sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Coco, benim için ikinci grupta yer alan filmlerden biri.
İlk bakışta aile sevgisini, müziği ve geçmişte yaşayan insanları hatırlamanın önemini anlatan bir animasyonla karşı karşıyayız. Fakat filmin asıl başarısı, bu oldukça tanıdık konuları ele alış biçiminde yatıyor. Coco, yalnızca ailemizi sevmemiz gerektiğini söylemiyor; aile bağlarının nasıl kurulduğunu, bir gelenekle nesillerin nasıl birbirine bağlandığını ve insanın kendi hayalleri uğruna neleri gözden çıkarabileceğini de sorguluyor.
Üstelik hikâye, izleyicinin beklediği biçimde ilerlemiyor. Tam her şeyin mutlu sona yaklaştığını düşündüğünüz bir anda ortaya çıkan gerçekler, önceki sahnelere başka bir gözle bakmanıza neden oluyor.
2017 yılında Pixar tarafından hazırlanan Coco, Lee Unkrich’in yönetmenliğini, Adrian Molina’nın ise ortak yönetmenliğini üstlendiği bir animasyon filmi. Film, Meksika’nın Ölüler Günü geleneği etrafında gelişen bir aile hikâyesini müzikle birleştiriyor.
Bu yazıda Coco’nun konusunu, karakterlerini, verdiği mesajları ve benim filmden çıkardığım düşünceleri ele alacağız.
⚠️ Spoiler uyarısı: Bu incelemede filmin önemli olayları, karakterler arasındaki gerçek bağlar ve finali hakkında ayrıntılar bulunmaktadır.</text>
Coco Filminin Konusu Nedir?
Coco, müzisyen olmak isteyen Miguel Rivera’nın hikâyesini anlatıyor. Miguel, müziğe büyük ilgi duyan ve kendisini bu alanda geliştirmek isteyen bir çocuktur. Ancak ailesinde kuşaklar boyunca aktarılan bir müzik yasağı vardır. Rivera ailesi müziğe karşıdır ve Miguel’in de bu alana yönelmesini istemez.
Ailenin müziğe karşı çıkmasının geçmişten gelen bir sebebi vardır. Miguel’in büyük büyükannesi Imelda’nın eşi, müzisyen olmak için ailesini terk etmiş ve bir daha geri dönmemiştir. Bu olaydan sonra Imelda müziği ailesinden uzak tutmaya karar vermiş, kendi ayakları üzerinde durarak ayakkabı yapımına dayanan bir iş kurmuştur.
Aradan yıllar geçmesine rağmen bu yasak devam eder. Miguel ise ailesinin bütün itirazlarına rağmen müzik tutkusundan vazgeçmez. Özellikle hayranı olduğu ünlü müzisyen Ernesto de la Cruz gibi olmak ister.
Ölüler Günü kutlamaları sırasında yaşanan bir olay, Miguel’in hayatını tamamen değiştirir. Ernesto de la Cruz’un gitarını almasıyla kendisini Ölüler Diyarı’nda bulur. Burada ölmüş aile fertleriyle karşılaşır ve yaşayanlar dünyasına dönebilmek için ailesinden birinin kutsamasını alması gerektiğini öğrenir.
Fakat bu kutsamanın bir şartı vardır: Müziği bırakması.
Miguel bu şartı kabul etmek istemez. Kendi büyük büyükbabası olduğuna inandığı Ernesto de la Cruz’u bulmaya karar verir. Bu yolculukta Héctor ile tanışır ve onun yardımıyla hem ailesinin geçmişini hem de hayranı olduğu müzisyen hakkındaki gerçekleri öğrenmeye başlar.
Başlangıçta müziğe ulaşmak için çıktığı yolculuk, zamanla kendi ailesini ve geçmişini yeniden tanıdığı bir yolculuğa dönüşür.
Coco Filmi Hangi Mesajı Veriyor?
Coco’nun verdiği en açık mesajlardan biri, ailenin ve hatırlamanın önemidir. Ancak filmi değerli kılan şey, bu mesajı yalnızca güzel cümlelerle vermemesi, bütün hikâyeyi bu düşünce üzerine kurmasıdır.
Filmde ölüler, yaşayan yakınları tarafından hatırlandıkları sürece varlıklarını sürdürebilir. Aile üyelerinin fotoğraflarının bulunduğu sunak, yani ofrenda, geçmişte yaşayan insanlarla bugün yaşayan aile fertleri arasındaki bağı temsil eder.
Buradaki hatırlama, yalnızca birinin adını anmak değildir. Onun hayatını, yaptıklarını, sevdiklerini ve aile içinde bıraktığı izi yaşatmak anlamına gelir.
Bir insanın hayatımızdaki yerini düşünelim. Onunla yaşadığımız bir anıyı hatırladığımızda, anlattığı bir hikâyeyi başka birine aktardığımızda veya bize öğrettiği bir davranışı sürdürdüğümüzde aslında o insanın hayatımızdaki izini de yaşatıyoruz.
Coco’nun hatırlama üzerine kurduğu düşünceyi önemli kılan nokta budur. İnsan yalnızca kendi yaşadığı yıllardan ibaret değildir. Ondan önce yaşayanların emeği, tercihleri ve tecrübeleri de bugünkü hayatına bir biçimde ulaşır.
Filmin Meksika’nın Ölüler Günü geleneğini hikâyenin merkezine yerleştirmesi de bu bakımdan oldukça anlamlıdır. Bu kutlama, ölmüş yakınları anmak ve onlarla kurulan bağı yaşatmak üzerine kuruludur. UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde de yer alan bu geleneğin kökleri, Meksika’daki yerli toplulukların inanç ve uygulamalarına dayanır. UNESCO’nun Ölüler Günü geleneği hakkındaki açıklamasını inceleyebilirsiniz.
Coco’da Gelenek ve Aile Bağlarının Önemi
Filmin üzerinde özellikle durulması gereken taraflarından biri gelenek meselesidir.
Gelenek, yalnızca geçmişten kalan bazı kuralları uygulamak değildir. Bir ailenin geçmişini, ortak yaşantısını, değerlerini ve alışkanlıklarını sonraki kuşaklara aktarmasıdır. İnsan nereden geldiğini bildiğinde kendisini de daha iyi tanıyabilir.
Rivera ailesinin ayakkabıcılık mesleği bunun güzel bir örneğidir. Aile, büyük büyükanneleri Imelda’nın kurduğu işi sürdürerek ortak bir hayat oluşturmuştur. Birlikte çalışmak, üretmek ve aileye katkıda bulunmak onların yaşamının bir parçasıdır.
Fakat burada ilginç bir çelişki bulunur. Ailenin birlikteliğini korumak için uyguladığı müzik yasağı, zamanla ailenin bir ferdinin kendisini ifade etmesini engellemeye başlamıştır. Miguel’in ailesini sevmesi ile müzikten vazgeçmek istememesi arasında bir çatışma doğar.
Bence filmin önemli taraflarından biri, gelenekleri sorgulanamaz kurallar gibi sunmamasıdır. Aile bağlarının güçlü olması değerlidir; fakat bu bağların geçmişten gelen yanlış anlaşılmaların sürdürülmesine de dönüşmemesi gerekir.
Imelda’nın müzik yasağı, ailesini koruma isteğinden doğmuştur. Ancak Miguel’in hikâyesi ilerledikçe bu yasağın dayandığı olayın sanıldığı gibi olmadığı anlaşılır. Böylece aile geçmişinin doğru hatırlanmasının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar.
Bir gelenek, insanları birbirine bağladığı ölçüde kıymetlidir. Fakat gerçeğin önüne geçip aile fertlerinin birbirini anlamasını engelliyorsa yeniden düşünülmelidir.
Coco’nun aile anlayışını benim için değerli kılan nokta da burada yatıyor. Aile, yalnızca aynı evde yaşayan veya aynı soyadını taşıyan insanların bir arada bulunması değildir. Birbirinin hayatını önemsemek, geçmişten gelen bağı tanımak ve gelecek kuşaklara aktarılacak doğru şeyleri seçebilmektir.
Miguel, Héctor ve Ernesto de la Cruz: Üç Farklı Hayat Anlayışı
Filmin en başarılı taraflarından biri de üç karakter üzerinden birbirinden oldukça farklı hayat anlayışlarını karşılaştırmasıdır.
Miguel müziği seven, hayallerinin peşinden gitmek isteyen bir çocuktur. Héctor ailesine dönmek isteyen, geçmişte yaptığı seçimlerin bedelini ödeyen bir babadır. Ernesto de la Cruz ise şöhretini ve itibarını korumak için değer tanımayan bir karakterdir.
İlk bakışta Miguel ile Ernesto arasında benzerlik kurmak mümkündür. İkisi de müzikle ilgilenir, tanınmak ister ve kendi hayatlarını bu alanda kurmayı düşünür. Fakat hikâyenin ilerleyen bölümünde bu benzerliğin oldukça yüzeyde kaldığını görürüz.
Miguel: Hayallerinin peşinden giden çocuk
Miguel’in en belirgin özelliği müziğe duyduğu tutkudur. Ailesinin yasağına rağmen gitar çalmayı öğrenir, hayranı olduğu sanatçının izinden gitmek ister.
Bu isteğinde kötü bir taraf yoktur. İnsan sevdiği bir işi yapmak, kendisini geliştirmek ve hayatta kendi yolunu bulmak isteyebilir. Miguel’in müzikle kurduğu ilişki de başlangıçta böyle görünür.
Ancak Miguel’in Ernesto de la Cruz’u örnek alması, onu yanlış bir yola sürükler. Hayranı olduğu insanın nasıl bir hayat yaşadığını, ailesiyle nasıl bir ilişki kurduğunu ve müziğe nasıl yaklaştığını yeterince sorgulamadan onu kendisine örnek alır.
Miguel’in asıl değişimi de burada başlar. Hayran olduğu insanın gerçekte nasıl biri olduğunu öğrendikçe hayallerini yeniden değerlendirmek zorunda kalır.
Héctor: Ailesine dönmek isteyen müzisyen
Héctor, filmin en etkileyici karakterlerinden biridir. İlk karşılaşmamızda biraz dağınık, çıkarcı ve başkalarını kendi işine yarayacak şekilde kullanan biri gibi görünür. Fakat hikâye ilerledikçe geçmişi açığa çıkar.
Héctor müzisyendir. Bir zamanlar Ernesto de la Cruz ile birlikte çalışmış, şarkılar yazmış ve sahne almıştır. Fakat ailesini özlediği için eve dönmek istemiştir. Ernesto ise bu isteğini kabul etmemiş, onu zehirleyerek öldürmüş ve şarkılarını kendi eserleri gibi sunmuştur.
Héctor’un en büyük isteği, kızı Coco tarafından hatırlanmaktır. Çünkü Ölüler Diyarı’nda yaşayanların son kez unutulması, onların tamamen yok olması anlamına gelir.
Héctor’un hikâyesi bana göre filmin asıl merkezidir. Bir zamanlar müzik yapmak isteyen bir insanın sonunda en çok istediği şeyin kızıyla yeniden bağ kurmak olduğunu görüyoruz.
Onun için şöhret değil, hatırlanmak önemlidir. Bir sahnede binlerce insanın alkışladığı bir sanatçı olmak yerine, kızının hafızasında babası olarak kalmayı ister.
Ernesto de la Cruz: Şöhret uğruna her şeyi göze alan adam
Ernesto de la Cruz, Miguel’in hayran olduğu ünlü müzisyendir. Ölüler Diyarı’nda bile büyük bir şöhrete ve itibara sahiptir. İnsanlar onu sever, şarkılarını söyler ve başarılarını över.
Ancak bu görüntünün ardında bambaşka bir insan vardır.
Ernesto, Héctor’un şarkılarını çalmış, onun emeğiyle yükselmiş ve kendi başarısını korumak için onu ortadan kaldırmıştır. Üstelik bu gerçek ortaya çıkmasın diye yıllar sonra bile aynı çıkarcı tavrını sürdürür.
Beni bu karakter üzerinde düşündüren şey, insanın bir şeyler elde etmek için hangi değerlerden vazgeçebileceğidir. Ernesto, müziği sevdiği için değil, şöhretini korumak için hareket eder. Kendisini başkalarının gözünde nasıl gösterdiği, gerçekte nasıl biri olduğundan daha önemli hâle gelmiştir.
Ölüler Diyarı’nda bile itibarını korumaya çalışması oldukça çarpıcıdır. İnsan her yerde aynı insandır; sahip olduğu makam, tanınmışlık veya çevresindeki insanların ilgisi, karakterindeki eksiklikleri ortadan kaldırmaz.
Miguel’in Gerçekleri Öğrenmesi: Hayallerin Değeri Ne Zaman Ortaya Çıkar?
Filmin benim için en başarılı taraflarından biri, hikâyenin beklenen yönde ilerlememesidir.
Başlangıçta Miguel’in hayalini gerçekleştirmesini bekleriz. Ernesto’yu bulacak, onun desteğini alacak ve müzisyen olma yolunda önemli bir adım atacaktır. Hikâye de bir süre bu beklentiyi besler.
Fakat tam mutlu sona yaklaşıldığını düşündüğümüz anda Ernesto’nun gerçek yüzü ortaya çıkar. Miguel’in hayran olduğu sanatçı, aslında Héctor’un emeğini çalmış ve onu öldürmüştür.
Böylece filmin başlangıcında doğru gibi görünen birçok düşünce değişir. Miguel’in örnek aldığı insanın hayatı, başarı hikâyesi olmaktan çıkar. Onun şöhreti, başkasının emeğinin ve bir ailenin parçalanmasının üzerine kurulmuştur.
Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bir insanın hayalinin olması, o hayalin uğruna her şeyi yapmasını haklı çıkarır mı?
Bence Coco’nun güçlü mesajlarından biri bu soruda gizli. Hayallerimizin peşinden gitmek tek başına bir erdem değildir. Hangi hayalin peşinden gittiğimiz, bunu yaparken kimlere zarar verdiğimiz ve hangi değerleri koruduğumuz da önemlidir.
Miguel’in müziği sevmesi güzel bir şeydir. Ancak müziğe ulaşmak için ailesini tamamen karşısına alması ve kendisini yalnızca Ernesto’nun başarısıyla tanımlaması, onun henüz anlamadığı bir noktaya işaret eder.
Héctor ile Ernesto arasındaki farkı gördüğümüzde de bu durum daha açık hâle gelir. İkisi de müzisyendir; fakat biri ailesine dönmek isterken diğeri şöhreti uğruna ailesini, dostluğunu ve başkasının emeğini hiçe saymıştır.
Aynı yeteneğe sahip olmak, insanları aynı yere götürmez. İnsanın neye değer verdiği, nasıl bir hayat yaşayacağını belirleyen önemli unsurlardan biridir.
Miguel’in Müzikten Vazgeçmeyi Kabul Etmesi Ne Anlama Geliyor?
Filmin en anlamlı sahnelerinden biri, Miguel’in yaşayanlar dünyasına dönebilmek için müzikten vazgeçmeyi kabul etmesidir.
Başlangıçta bu şartı kabul etmek istemez. Çünkü müzik onun en büyük isteğidir. Fakat artık karşısında yalnızca kendi isteği yoktur. Ailesi, Héctor’un hayatı ve Coco’nun onu hatırlama ihtimali de vardır.
Burada Miguel’in verdiği karar, hayallerinden bütünüyle vazgeçmesi anlamına gelmez. O an için en çok istediği şeyden feragat etmeyi kabul eder. Yaşamak, ailesine dönmek ve Héctor’un hatırlanmasını sağlamak, müzik yapma isteğinin önüne geçer.
Ben bu noktayı filmin önemli düşünce kırılmalarından biri olarak görüyorum. Çünkü insan bazen bir şeyi elde etmek için önce ona sahip olma ısrarından vazgeçmek zorunda kalabilir.
Burada anlatılan, hayal kurmanın yanlış olduğu değildir. Tam tersine, bir hayalin insanın hayatındaki yerini doğru belirleyebilmesidir.
Miguel’in yolculuğunun başında müzik, neredeyse her şeyin önündedir. Sonunda ise müziğin yalnızca kendi başarısı için değil, ailesiyle kurduğu bağ için de bir anlam taşıdığını kavrar.
Öte yandan filmin finali, müziği bütünüyle terk etmenin zorunlu olmadığını gösterir. Aile geçmişindeki gerçekler ortaya çıktığında müzik yasağı da kalkar. Miguel, müzik yapmaya ailesinden kopmadan devam edebileceği bir hayata kavuşur.
Yani filmdeki asıl değişim, hayalden vazgeçmek değil, hayali hayatın diğer değerleriyle birlikte anlamlandırabilmektir.
Coco’nun Finali Neden Bu Kadar Etkileyici?
Filmin finalinde Miguel, eve döndüğünde Coco’nun yanına gider. Coco artık çok yaşlıdır ve hafızası zayıflamıştır. Ailenin diğer üyeleri de onun geçmişi hatırlamakta zorlandığını bilmektedir.
Miguel, Héctor’un Coco için yazdığı şarkıyı gitarıyla çalmaya başlar. Bu şarkı, filmin başından beri farklı biçimlerde duyduğumuz “Remember Me”dir.
Burada şarkının anlamı değişir. Başlangıçta Ernesto’nun şöhretini temsil eden bir eser olarak karşımıza çıkan müzik, bu kez bir babanın kızına duyduğu sevgiyi anlatır.
Coco şarkıyı duyduğunda babasını hatırlar. Héctor’un fotoğrafının kayıp parçasını sakladığı yerden çıkarır ve geçmişten kalan hatıralarını ailesiyle paylaşır.
Bütün bunlar, yalnızca bir müzik sahnesi değildir. Miguel’in yolculuğunun başından beri aradığı şeyin aslında ne olduğunu ortaya koyan bir karşılaşmadır.
Başlangıçta Miguel gitar çaldığında ailesi ona karşı çıkar, gitarını kırar ve müziği yasaklar. Finalde ise yine gitar çalarken herkes durup onu dinler.
Aynı ev, aynı aile ve aynı müzik… Fakat artık insanların birbirini anlama biçimi değişmiştir.
Bu sahne benim için filmin en güzel karşılıklarından biridir. Miguel, ailesine rağmen müzik yapan çocuk olmaktan çıkar; ailesinin geçmişini tanıyan, Héctor’un hikâyesini anlayan ve müziği aile bağlarıyla birlikte yaşatabilen birine dönüşür.
Coco Filminde Un Poco Loco ve Remember Me Şarkılarının Önemi
Coco’nun başarısında müziğin ayrı bir yeri var. Çünkü filmde müzik yalnızca sahneleri süsleyen bir unsur olarak kullanılmıyor. Hikâyenin gelişmesinde doğrudan görev üstleniyor.
Özellikle iki şarkı üzerinde durmak istiyorum.
Un Poco Loco
Un Poco Loco, Miguel ile Héctor’un birlikte seslendirdiği en keyifli parçalardan biridir. Şarkının enerjisi, ritmi ve iki karakter arasındaki uyum sahneye ayrı bir canlılık katıyor.
Benim de filmde en sevdiğim şarkılardan biri. Sadece melodisiyle değil, iki karakterin birlikte müzik yapmasını göstermesiyle de çok başarılı.
Miguel’in müziği tek başına bir hayranlık konusu olarak görmesinden çıkıp başka biriyle paylaşmaya başlaması da bu sahnede anlam kazanır.
Remember Me
Remember Me, filmin ana düşüncesini taşıyan şarkıdır. İlk duyulduğunda şöhret ve başarıyla ilişkilendirilen bu eser, ilerleyen sahnelerde bambaşka bir anlam kazanır.
Héctor’un kızına duyduğu sevginin ifadesi olan şarkı, finalde Coco’nun babasını hatırlamasını sağlar.
Aynı şarkının farklı sahnelerde farklı anlamlar taşıması, filmin anlatım gücünü artıran önemli bir tercih. Müzik, karakterlerin geçmişini ve birbirleriyle ilişkisini anlatan bir araca dönüşür.
Filmin müzikleri Germaine Franco, Adrian Molina, Kristen Anderson-Lopez ve Robert Lopez gibi isimlerin katkısıyla hazırlanmıştır. “Remember Me”, 2018 yılında 90. Akademi Ödülleri’nde En İyi Özgün Şarkı ödülünü kazanmıştır. Coco ayrıca En İyi Animasyon Film Oscar’ını da almıştır.
Disney’in resmî müzik kayıtlarında “Un Poco Loco”nun Miguel ve Héctor tarafından seslendirildiğini, “Remember Me”nin ise farklı sahnelerde farklı yorumlarla kullanıldığını görebilirsiniz.
Coco Neden Başarılı Bir Animasyon Filmi?
Bir animasyon filminin başarılı olması için güzel görüntülere, hareketli karakterlere ve eğlenceli sahnelere sahip olması yeterli değildir. Bunların arkasında tutarlı bir hikâye ve izleyicide karşılık bulan bir düşünce bulunmalıdır.
Coco’nun başarısını birkaç noktada değerlendirmek mümkün:
Hikâyenin beklentileri değiştirmesi: İzleyiciyi tahmin edilebilir bir sona götürmek yerine, önemli gerçekleri doğru zamanda ortaya çıkarıyor. Ernesto hakkındaki gerçek, filmin başından beri izlediğimiz olayları yeniden değerlendirmemize neden oluyor.
Aile bağlarını anlatması: Aileyi yalnızca sevgi ve dayanışma sözleriyle anlatmıyor. Kuşaklar arasındaki anlaşmazlıkları, geçmişten gelen yanlışları ve birbirini anlamanın önemini de gösteriyor.
Gelenekleri hikâyenin parçası yapması: Meksika’nın Ölüler Günü geleneği, filmin arka planında duran bir süs değil. Karakterlerin hayatını, hikâyenin ilerleyişini ve finalin anlamını belirleyen bir unsur.
Müziği hikâyeyle birleştirmesi: Şarkılar yalnızca eğlenceli sahneler oluşturmak için kullanılmıyor. Karakterlerin geçmişini, sevgisini ve birbirleriyle bağını anlatıyor.
Karakterlerin birbirinden farklı olması: Miguel, Héctor ve Ernesto aynı alanda varlık gösteren üç farklı insanı temsil ediyor. Bu karşılaştırma filmin düşünce dünyasını zenginleştiriyor.
Coco Filmi Oscar Ödüllerini Hak Ediyor mu?
Bence sonuna kadar hak ediyor.
Coco, 2018 yılında düzenlenen 90. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon Film ödülünü kazandı. “Remember Me” de En İyi Özgün Şarkı ödülüne layık görüldü.
Bu ödülleri yalnızca güzel bir animasyon yapıldığı için aldığını düşünmüyorum. Filmin asıl başarısı, bu kadar çok konuyu tek bir hikâyenin içinde bir araya getirebilmesi.
Aile, gelenek, geçmiş, emek, şöhret, ölüm, müzik ve hatırlanmak… Bunların her biri tek başına uzun uzun işlenebilecek konular. Coco ise hiçbirini hikâyeden koparmadan ele alıyor.
Üstelik bunları çocukların da anlayabileceği bir anlatımla sunarken yetişkinlerin üzerinde düşünebileceği ayrıntılara da yer veriyor.
Kendi adıma eleştirecek bir yan bulmakta zorlandığımı söyleyebilirim. Elbette her film gibi Coco da farklı gözlerle değerlendirilebilir. Fakat benim için hikâyesinin bütünlüğü, müzikleri ve verdiği mesajlar o kadar güçlü ki küçük kusurlar aramak yerine filmin başarısının tadını çıkarmayı tercih ediyorum.
Filmin ödüllerine ilişkin ayrıntılar Akademi’nin 2018 ödül listesinde ve The Walt Disney Company’nin ödül duyurusunda bulunuyor.
Coco Filmi Hakkında Sık Sorulan Sorular
Coco filminin konusu nedir?
Coco, müzisyen olmak isteyen Miguel’in ailesindeki müzik yasağına rağmen hayallerinin peşinden gitmesini ve Ölüler Diyarı’nda ailesinin geçmişini öğrenmesini konu alır. Hikâye, aile bağları, hatırlamak ve müzik etrafında gelişir.
Coco filmindeki Miguel kimin torunudur?
Miguel, Rivera ailesinin bir ferdidir. Hikâye ilerledikçe Héctor’un onun büyük büyükbabası olduğu ortaya çıkar. Miguel başlangıçta Ernesto de la Cruz’un kendi büyük büyükbabası olduğuna inanır.
Coco filminde Héctor neden unutulmak istemiyor?
Héctor, yaşayanlar dünyasında kızı Coco tarafından hatırlanmak ister. Filmin kendi fantastik düzeninde, yaşayanların artık hatırlamadığı ölüler Ölüler Diyarı’nda da varlıklarını kaybeder.
Coco filminde müzik neden yasaklanmıştır?
Miguel’in büyük büyükannesi Imelda’nın eşi müzisyen olmak için aileden ayrılmıştır. Imelda bu olaydan sonra müziği ailesinden uzak tutmaya karar vermiştir. Bu yasak kuşaklar boyunca sürmüştür.
Ernesto de la Cruz kimdir?
Ernesto de la Cruz, Miguel’in hayran olduğu ünlü Meksikalı müzisyendir. Ancak hikâyenin ilerleyen bölümünde şarkılarını Héctor’dan çaldığı ve onu zehirleyerek öldürdüğü ortaya çıkar.
Coco filmi hangi ödülleri kazanmıştır?
Coco, 2018 yılında En İyi Animasyon Film Oscar’ını kazanmıştır. Filmdeki “Remember Me” şarkısı da En İyi Özgün Şarkı Oscar’ına layık görülmüştür.
Coco filmindeki Un Poco Loco şarkısını kimler seslendiriyor?
Filmin özgün müzik kaydında “Un Poco Loco”, Miguel karakterini seslendiren Anthony Gonzalez ile Héctor karakterini seslendiren Gael García Bernal tarafından yorumlanmıştır.
Sonuç: Bazen Hatırlamak, Hayal Etmekten Daha Önemlidir
Coco’yu benim için özel kılan şey, yalnızca güzel bir aile hikâyesi anlatması değil. Hayatımız boyunca peşinden koştuğumuz şeylerin gerçekten ne ifade ettiğini düşündürmesi.
Miguel’in yolculuğunda müzik başta bir hayal, daha sonra uğruna her şeyi göze aldığı bir istek hâline gelir. Fakat karşısına çıkan gerçekler, hayatın yalnızca insanın kendi isteklerinden ibaret olmadığını gösterir.
Ernesto de la Cruz, şöhreti korumak uğruna başkasının emeğini çalmış ve kendi ailesinden çok itibarını önemsemiştir. Héctor ise geride kalan hayatının en büyük özlemini kızının kendisini hatırlaması üzerine kurmuştur.
İki karakter arasındaki fark, filmin bütün düşünce dünyasını özetler niteliktedir.
Miguel de yolculuğunun başında Ernesto gibi olmak ister. Ancak sonunda Héctor’un hikâyesini anlayarak ailesinin değerini fark eder. En çok istediği şeyden bir süreliğine vazgeçmeyi göze alması, onun hayatındaki en büyük değişimlerden biridir. Sonunda müziğe yeniden kavuşması ise bu kez ailesinden kopmadan, ailesiyle birlikte mümkün olur.
Bence filmin asıl başarısı burada. İnsanın hayalleri elbette kıymetlidir; fakat bir hayalin peşinden giderken kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve kimlere karşı sorumluluk taşıdığımızı unutmamalıyız.
Bir insanın adı, başarısı veya şöhreti yıllar içinde unutulabilir. Fakat bıraktığı emek, öğrettiği şeyler ve sevdiklerinin hayatında oluşturduğu iz çok daha uzun süre yaşayabilir.
Coco bize hatırlamanın yalnızca geçmişe ait bir davranış olmadığını gösteriyor. Hatırlamak, bugün yaşadığımız hayatın da bir parçasıdır. Ailemizin bize bıraktıklarını tanımak, onların hikâyelerini öğrenmek ve gelecek kuşaklara doğru biçimde aktarmak, bizi birbirimize bağlayan önemli değerlerden biridir.
Filmin her sahnesinde bir anlam, her şarkısında bir hatıra bulunuyor. Özellikle “Un Poco Loco” ve “Remember Me” gibi parçalar, müziğin bir hikâyeyi nasıl taşıyabileceğini gösteriyor.
Coco, aldığı Oscar ödüllerini sonuna kadar hak eden, yalnızca çocuklara değil yetişkinlere de söyleyecek sözü olan çok başarılı bir animasyon. Benim için eleştirilecek bir yanından çok, tekrar izlendikçe yeni anlamlar kazandıran pek çok yanı var.
Bazen insanın en çok istediği şeye ulaşması için önce neyi gerçekten kaybetmek istemediğini anlaması gerekir. Coco’nun anlattığı hikâye de tam olarak bunu hatırlatıyor.